10 Şubat 2009 Salı

Yaratıcılığınızı güçlendirmenin yolları

Bugünlerde televizyonunu çöpe atan ünlüler gündemde biliyorsunuz. Çevreci ünlülerden sonra şimdi bir de bu moda oldu. Ama güzel oldu hoşuma gitti benim. Hiç denediniz mi televizyon izlemeden ve gazete okumadan kaç gün dayanabilirdiniz? Denemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Buna öyle çabuk alışıyor ki insan uzunca bir süre ne bir şey okumak ne de izlemek geliyor içinizden. Nasıl bir huzur ve dinginlik geliyor hayatınıza inanamazsınız.
Ben çocuk sahibi olup evden çalışmaya başlayana kadar bunu hiç denememiştim. Gerçi anne olmadan önce de çok televizyon fanatiği bir insan değildim ama yine de her akşam açılırdı mutlaka evimizde. Fakat çocuk sahibi olduktan sonra bizim değil onun öncelikleri her şeyi değiştirdi. Akşamları o yatana kadar haber programı dahil hiçbir şey izlemiyoruz. Her ikimiz de gazeteci olmamıza rağmen. Bu bize çok iyi geldi. Daha fazla konuşur, paylaşır olduk birbirimizle. Kızımız da kolayca konuştu, kelime dağarcığı çok gelişti kısa zamanda. Çocuklarımız öğretmenlerimiz oluyor ya bu hayatta, bizimki de bize sakin ve sabırlı olmayı öğretiyor. Her anın farkına vararak yaşamayı öğretiyor.
Aslında size bir kitaptan bahsedecektim ama konuya televizyondan girdim. Çünkü televizyon izlememenin hayatımızda çok büyük bir kayıp değil hatta kimi zaman artı olduğunu gördüm şu son 2-3 yılda. Bugün kitabımı okurken de bunun farkında vardım. Julia Cameron, “İçinizdeki Yaratıcıyı keşfedin” kitabında sanatçılara, yazarlara, kısaca hayatında yaratıcılık isteyen herkese ilginç önerilerde bulunuyor. Kitap 12 haftalık bir eğitim süreci aslında. Her hafta ayrı bir bölümü okuyarak, ödevleri yapıyorsunuz. Yazarın yaratıcılığı geliştirme yönünde çok güzel önerileri var. Bunlardan en fazla ilgimi çeken “Okumama Alıştırması” oldu.
“Birşey yaratma sürecinde, herhangi bir fikir, kitap, makale, resim, şarkı olabilir, hiçbir şey okumayın sadece yaratıcılığınızı güçlendirecek şeyler yapın; Örneğin yürüyüşe çıkın, yemek yapın, müzik dinleyin, dans edin” diyor Cameron.
Okumama Alıştırması’nın anlatıldığı bölümden bir alıntı: “Kendinizi hayatınıza ya da sanatınıza sıkışmış hissediyorsanız okumama alıştırması kadar hiçbir şey etkili olamaz. Birçok sanatçı için kelimeler küçük sakinleştiriciler gibidir. Medya gündeminin konuşma tarzına sahibiz. Bu, yağlı yiyeceğe benzer ve sistemimizi tıkar. Fazlası bünyemizi bozar. Hayatımızdan bizi rahatsız eden şeyleri çıkartırken pınarımızı besliyor olmamız ise tam bir paradoks. Zihnimizi dağıtmadığımız zamanlarda, tekrar duyular dünyasına dönebiliriz. Önünüzü kapatan bir gazete olmadığında, tren yolculuğu seyredilecek bir galeriye dönüşür. İçine gömüleceğimiz bir roman olmadığında ya da bizi etkisizleştiren televizyon, gece koca bir kırlık alana dönüşür. Okumama tekniği çok kuvvetli ve korkutucu bir araçtır. Bu konuda düşünmek bile inanılmaz bir öfkeye sebep olabilir. Birçok engelli yaratıcı için okuma bir bağımlılıktır. Kendi düşüncelerimizi ve hislerimizi sindirmek yerine başkalarının kelimelerini ezberleriz.”
Cameron, derslerinde en zor haftaların okumama alıştırmasını verdiği haftalar olduğunu söylüyor. Bana da hayli ilginç geldi doğrusu. 1 hafta kadar denedim ve gerçekten de o hafta yazma konusunda daha rahat ve yaratıcı olduğumu gözlemledim kendimde. Bu aslında bir nevi içsel temizlik gibi, sadece içinizdeki akışı izliyorsunuz. Ve dışardan çok fazla uyaran olmayınca yaratım süreciniz daha kolay ve kendiliğinden oluyor.
Öte yandan, yaratıcılığınızı keşfetme yolunda temel teknik olarak Cameron “sabah sayfaları”nı öneriyor. Her sabah sadece yarım saat daha erken kalkıp 3 sayfa yazıyorsunuz. Ama aklınıza ne gelirse. Hiçbir şekilde kısıtlama yok. Tamamen özgürsünüz ve kendinizle başbaşasınız. Aslında günlük tutanlar bu duyguyu bilirler. Fakat nedense günlükler hep çocuklukta kalıyor, yaşı büyüdükçe insan utanıyor, üşeniyor yazmaktan. Kendinden bile çekinir hale geliyor. İşte bu sabah sayfaları sizi kendinizle yeniden buluşturuyor. Tam olarak kim olduğunuzu yeniden keşfediyorsunuz. Öyle şeyler çıkıyor ki bu sayfalardan hayatınıza yön veriyorsunuz. Bunu da denedim ve harika sonuçlar aldım. Zaten sürekli yazan ve kendimle de yazarak çalışan biri olduğumdan çok farklı gelmedi bana ama yine de disipline ettim kendimi yazma konusunda. Daha farklı ufuklar açtı, kalemimi çeşitlendirdi sanki. Aslında meditasyon niteliğinde bana kalırsa. Bir yerden sonra öylesine özgürce yazmaya başlıyorsunuz ki siz bile kendinize şaşıyorsunuz.
Kimliğimizi ve evrendeki gerçek yerimizi bulmak için meditasyon yaparız. İçsel gücümüzle bağlantı kurar, değişim için ilham, güç toplarız. İşte sabah sayfaları da bu nedenle benzer yani ruhsal bir etkiye sahip.
10 yıldır insanların içindeki yaratıcılığı özgür bırakmayı amaçlayan ruhsal seminerler veren Cameron, ev kadınlarından ressamlar, avukatlardan sanatçılar çıktığına şahit olmuş. Yani kitaptaki alıştırmaları yapmanız için ille de sanatçı olmanız gerekmiyor. Her kim olursanız olun mutlaka bir yerlerde saklı kalmış, farkında olmadan ya da olarak üzerini örttüğünüz yetenekleriniz olabilir. Artık örtüleri kaldırma zamanı.

*İnfomag Dergisi Şubat sayısı köşe yazım.
*Fotoğrafın ise yazıyla pek bir ilgisi yok ama... Doğa ve çok sevdiği arkadaşlarından Beliz ile yaratıcı bir dans yaparken:)

5 yorum:

Brajeshwari dedi ki...

Bende tv ve gazete okumayanlardanım Özgür.Televizyonu çok dikkatli izleriz.Haber izlemiyoruz.Bu yüzden olan olaylara veya konuşulanlara uzayli kaldigimiz oluyor.Okumama kismina gelince, bazen okumak icin enerjim kalmiyor ama çok fena blog okuyorum ben.Deneyeyim bakayim bunu..Öpüyorum..Bu tarz yazilarını çok seviyorum.Başka bir görüş kazandiriyor.

sufi dedi ki...

Kuran'da Hz İbrahim'e Allah"Konuşma, kendi neslinde kimseyle konuşma 3 gün konuşmama orucu tut"yazıyor.Biz de sufi cemle yıllar önce bu orucu tuttuk, TV radyo gazete olmadan.Gördükki dil susunca gönül konuşmaya başlıyor.Hem de konuşan insanın kendisi olmuyor.Uzun zamandır bu orucu tutmuyorduk hatırlattın teşekkürler.Sevgiler dilek.

PrimaRima dedi ki...

Kötü haberleri,negatif olayları,asabımı bozacak bir çok şeyi okumakdan ve izlemekden kaçınıyorum hemde uzun zamandır.(keşke bu tip insanlarıda atabilsem yaşantımdan)Seninde belirtmiş olduğun gibi çocuk olunca benimde evimde tv kapandı. baba eve gelene kadar tv kapalı kalıyor sonra açılıyordu.Kızım bir ara televizyona öyle bir bakıyorduki uzaylı gibi, nedir bu alet böyle içinde insanmı var acaba diye o kadar yabancıydı tv'ye karşı.2 yaşına yakın tv izlemeyi oda sadece baby tv izlemeyi öğrendi ve çok çok çabuk konuşdu.Tvsizde gazetesizde yaşanabiliyor insanın kafası dinleniyor resmen hatta ruhu bile...yazını çok beğendim.İçsel temizlik herkez için gerekli.

Tanya's dedi ki...

Uzundur TV de sadece bir kaç tıp ve polisiye dizi seyrediyorum..haber ise uzun zamandan sonra Davosu seyrettim..beni birkaç yıl idare eder hehehe..

Gazete desen..inan açmıyorum..herşey felaket..çok mühim birşey de olursa..illaki biri blogda yazar ama değil mi?

Basak dedi ki...

Özgürcüğüm ben ilk bahsettiğinde hemen gidip kitabı aldım, bu tür kitaplara doymam zaten:) okuma sırasında bekliyor. Olumsuzlukların insana herzaman bir faydası yok. Hergün haberler seyreden bir insanın güne kuş gibi özgür ve tasasız başlaması mümkün değil. Medya haber verme sorumluluğunu kötüye kullanıyor çoğu zaman. Kontrolsüz ve yıkıcı, daha beteri yanlış yönlendirici bir evri bombardımanı var. Ben aleti olmayı uzundur reddediyorum. Bu kendini kandırma değil, enerjiyi daha anlamlı bir alana yönlendirmek demek bana göre.