26 Kasım 2007 Pazartesi

Türkiye'de postpartumu yaşamak



Elif Şafak, yeni kitabı Siyah Süt'ün başında, "Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı" diyor. Lohusalık depresyonu her kadının tamamen unutmak istediği bir süreç. Kimisi hafif geçiriyor kimisi en ağır şekilde içine giriyor bu hastalığın. Ben hafif daha doğrusu hızlıca atlatanlardan oldum. Tıbbi olarak lohusalık depresyonu (postpartum) şöyle tanımlanıyor: "Postpartum depresyon doğumdan sonra ilk yıl içinde görülen bir duygudurum bozukluğudur. Postpartum depresyonda kendine ve bebeğine zarar verme ve intihar riski görülebilir."
Türkiye gibi doğum izninin sadece 6 ay olduğu bir ülkede yaşıyorsanız doğum sonrasını kolayca atlatıp da iş hayatına dönmeniz pek de kolay olmuyor. Örneğin İsveç'te doğum izni 2 yıl. Bunun 1 yılını anne, 1 yılını da baba kullanıyor. İsveç gibi gelişmiş bir ülkede yaşayan bir kadınla Türkiye'de yaşayan bir kadının doğum sonrası yaşadıklarını karşılaştıran bir araştırma var mı bilemiyorum ama arada bir uçurum olduğu kesin. Çünkü Türkiye'de doğum sonrası, kendinize ve bebeğinize yetememe duygularının yanısıra kariyerinizle bebeğiniz arasında bir seçim yapmak zorunda bıraklıyorsunuz. Dünya Sağlık Örgütü 2 yıl emzirmeyi önerirken, bir yandan siz Türkiye'de 4. ayda ya da devlet memuru iseniz daha erken işe çağırılıyorsunuz. Ücretsiz izin almak istediğiniz de ise çoğu şirkette kibarca işten atılıyorsunuz.
İlkokul öğretmeni olan annem bana hamileyken Bursa'ya yakın bir köy okulunda çalışıyormuş. Doğum sonrası 40. gün işe dönemek zorunda kalmış. Aralık'ta doğum yaptığı için soğuk kış günlerinde köy yolu ulaşıma kapandığında çoğu kez traktör arkasında gidermiş okula. Ve de en kötüsü de benim içmem gereken sütlerini ders aralarında gidip tuvalette çeşmeye akıtırmış göğsünden. Bunları annem ilk defa lohusalık dönemimde anlattı bana ağlayarak. Tabiki bu koşullarda ben 3 ay süt emmişim daha fazla ne beklenebilir ki.
Doğum sonrası kadın kendini herşeyiyle sorgulamaya alıyor. Evlilik, koca, bebek, kariyer derken bu sorgulama her geçen gün büyüyor en sonunda kendinizle karşı karşıya getiriyor sizi. Bu noktada özellikle reiki, nefes yöntemleri büyük kurtarıcı oluyor insana. İçinde bulunduğunuz koşulları ve en önemlisi de kendinizi olması gerektiği gibi severek kabul etmenize yardımcı oluyor. Tabiki bir de mucizeniz var ki, ona her an bakıp koklamak bile ilaç yerine geçiyor...

Hiç yorum yok: