Doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2009 Pazartesi

Günün bombası

Hemen yazmam gerek bunu yoksa unutabilirim, bu ağrılar yüzünden hiçbirşey düşünemez haldeyim. Şimdi efendim Doğa'nın yuvada sınıfında bir arkadaşı var; Derin. Ama başka bir ilgi var Derin'e. Sürekli mektuplar yazılıyor çiziliyor, oyuncak taşınıyor habire okula. Derin aşağı Derin yukarı evde sürekli aynı konu. Biz de ilk başlarda gülüyorduk ama sonradan tepkisiz kalmaya zorladık kendimizi. Sonraaaa, geçen hafta bendeniz bakalım bizimki neyin ne kadar farkında diye ufak bir test yaptım kendi ufacık aklımla:))
Dedim ki; "Doğa sizin sınıfa kaç erkek kaç kız var acaba?"
Bu önce durakladı baktı yüzüme. "aaaaaaa" diyebildi sadece. Sonra başladık birlikte saymaya.
O günden beri arada gelip bana "Derin erkek dimi anne" diyip duruyor.
Bu sabah evden çıkıyoruz kapıda ayakkabılarını giydiriyorum;
"Anneeee, ben Derin'i artık sevmiyorum"
"Neden kızım?"
"Çünkü o çok erkek"

PES DİYORUM ARTIK BEN DAHA NE DİYİM Kİ

8 Şubat 2009 Pazar

Süslü

Ben gayet spor giyinen bir kadınım. Ama bu fotodaki süslü benim tam tersim. Hele bu aralar bir giyinmektir gidiyor. Yuvaya giderken etek ve elbise dışında birşey giymek istemiyor. Bu siyah rugan çizmeleri kendi seçip zorla aldırmıştı geçen yıl, hergün giymek istiyor. Yağmurlu havada pembe ayılı şemsiyesi olmadan çıkmıyor. Eldivenleri bile parlak pullu. Dışarı çıkarken benim lipsticklerimi sürüyor dudağına, saçını tarıyor. Kolunu kaldırıyor deodorant sürmemi istiyor. Bugün artık yiyesim geldi, dayanamadım. "Ayyy içime sokiyim seni tekrar ben orada kal" dedim. "Bebek değilim ben" dedi bana.

5 Şubat 2009 Perşembe

Tiyatro maceramız


İlk tiyatro deneyimimizi yaşadık. Oyuncak müzesinde kukla tiyatrosuna gittik. Hem de çok sevdiklerimizle birlikte. Kuzen Duygu, canım Evrim ve portakalı Naz. Doğa ve Naz doğduklarından beri arkadaşlar. Hep birbirlerinin ilklerine tanık oldular, çoğu ilki de birlikte yaşadılar.
Bugün yine bir ilk olmasına rağmen gayet güzel, sabır ve ilgi ile izlediler oyunu. Tabii ara ara şu sorular gelmedi değil;
-Ne var o perdenin arkasında?
-Bu ses de ne?
-Kim konuşuyor şimdi?
-Kurt büyükanneyi yedi mi? Ne olacak şimdi?
-Perde ne zaman kapanacak?

Ve müzede aralarındaki diyalog;
Naz: Aaa bu bebeklerden alalım.
Doğa: Hayır onlar eski oyuncaklar (3 dk.önce o da aynı soruyu sormuş ve açıklamışım. Naz'a benim taklidimi yapıyor)

Oyun güzel, müze bir harika. Doğa'nın tabii en çok uzay, doktor, itfaiye ile ilgili oyuncaklar ilgisini çekti. Bebeklerle hiç mi hiç ilgilenmedi. Ama ben bebeklere ve o minik evlere bayıldım. Koysunlar önüme saatlerce oynarım.
Şimdi, canım Ömür'ün minik Alaz'ının büyüyüp kızları tiyatroya götüreceği günleri iple çekiyoruz.

4 Şubat 2009 Çarşamba

2 çocuklu

Yok yok başlığa bakıp sanmayın ki ikinciye karar verdim. Yok öyle birşey ama 1 haftadır iki çocukluyum. Busa'dan kuzen Duygu geldi her Şubat tatilinde olduğu gibi. Doğa, "Ablam" diyor da başka birşey demiyor. Ben ise evde bir ergenle yaşamanın verdiği huzur ve karmaşık duygular içindeyim. Bakıyorum bir ona bir kendime. Düşünüyorum, düşlüyorum Doğa'nın 14 yaşındaki hallerini. Bizimki ne yese, ne içse Duygu'ya da bir ikram bir ikram. Bütün misafirperverlik onda. Dışarda biri Duygu'ya birşey sorsa "o benim ablam" diye dikiliyor. Bana da onları izlemek kalıyor. Kitabımı da okuyorum, gazetemi de... Nereye istesek hooop gidiyoruz, nasıl olsa Duygu var ya yanımda. Hani Doğa'nın ağlama krizi tutar, inadı tutar durumları yok. Ben bir rahat ki bu 1 haftadır sormayın.
Doğa'yı okula bırakıyoruz, Duygu ile geziyoruz tozuyoruz, ufak sırlarını anlatıyor bana. Çok eşsiz anlar... ama pek bir sessiz. Üstüne gitmiyim sormamak lazım diyorum kendime. Duruyorum duruyorum yine soruyorum. Kimbilir Doğa olsa onun yerinde neler soracağım.
Doğa'da uzay muhabbetleri halen devam. Bütün derdimiz neden uzaya gidemiyor olmak. Bir roketi ve de uzay kıyafeti olsa gidecekmiş oysa ki.

27 Ocak 2009 Salı

Kısa saç üzerine

Kestirdim yine saçlarımı. Kısa saç daha bir özgür, modern geliyor bana. Bir de küpe delisiyim ben böyle renkli, değişik, büyük-küçük birçok küpem var. Hani kutular dolusu olsa yine de az gelir. Her gittiğim yerden mutlaka küpe alırım. Kısa saç ve küpe kadar birbirini tamamlayan bir ikili var mıdır acaba? Yani hediye alacaksanız küpe alın demek istiyorum özet olarak:) Neyse saça dönelim. Tam biraz uzuyor, acaba uzatsam mı diyorum her defasında. Yok yine kestiriyorum gidip. Kendimi böyle kendim gibi hissediyorum. 5-6 yıl önce uzundu en son sanırım saçım, sonra kısa saçın tadını alınca bir daha uzatamadım.
Neyse iyileşiyoruz, bugün kuaföre gittik. Doğa bu fotoda benim kuaförde kasanın yanında bulunan içi lastik balık, su ve taşlarla dolu kavanozla oynarken... tabii kavanoz yere kondu. Havluların üzerine oturdu kendisi bir güzel oynadı sularlar. Dirseklerine kadar ıslandı. Saçı kesildikten sonra Doğa'nın komple kıyafeti değiştirildi. Ardından güzel bir yürüyüş ve eve dönüş.
Hani nerde saçlar derseniz... kendimi çekemedim bir türlü kısa saçlarımla:) Çektiklerim de berbat çıktı. En kısa zamanda çekip koyarım.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Ballı ıhlamur karanfil

Akşamüstü yine koyduk çaylarımızı içtik. Bir de bisküvi bandık çaya.
"Komik bardak" ya da "abla bardağı" diyor buna.

20 Ocak 2009 Salı

Bizde yine kaşınma seansları


Böyle güzel geçti bugün. Yürüdük, gezdik, yedik içtik birlikte. Fakat şimdi 39 derece ateşle yatmakta içeride kuzu. Ben de boğazımda sanki yara varmışçasına bir acı ile cebeleşmekteyim. Sabah bir huysuzluğu vardı ve sıcaktı hep teni. Benim de boğazım zaten 2 gündür acıyordu. Ama bu hava kaçmaz dedim ve attık kendimizi dışarı. Ohhh iyi ki de yapmışız ne güzel gezdik ama.
Tabii ateşi çıkınca hemen eline yastığını aldı koşturdu bizim yatağa; "Hadi anne çok hastayım kaşı ve de sev beni". Babası gelince de "Sen kaşı, sen de sev" diye bir de görev dağılımı yaptı. Keşke hepimiz sevgiyi böyle cömertçe versek ve aynı şekilde istesek değil mi ama?

19 Ocak 2009 Pazartesi

Gazete okuma özgürlüğüm yok

Funda'yı okudum ve bugünü yazmak istedim. Bu aralar en büyük problemimiz, "hadi oynalayalım anne ne dersin?" şeklinde günün her saatinde kendisiyle oynamamı bekleyen bir cüce. Allah herkesin başına böyle problem versin diyorsanız siz de annem ve ailemizin diğer büyükleri gibi, buyrun bizim eve. Gazeteyi açıyorum "okuma lüffen" diyip alıyor elimden. Dergi açıyorum "hadi kes yapıştır yapalım" diyor. Odasına gidiyoruz başlıyoruz sırayla hamur, boyama... vs. Eee bir yerden sonra fenalık basıyor insana.
Bugün yuvadan aldım. Öğle yemeğini güzelce yemiş, karnı tok. Taksiye bindik. Takside uçak yaptı kendini. Kafası gözü patlayacak. "Kızım dur" diyorum seksen defa anlamıyor. Kızdım, bağırdım hafiften. "Anne bana kızma" diye başladı ağlamaya. Taksiden indik eve geldik ağlama devam. "Bi sarılabilir miyim sana?" şeklinde kucağıma geldi ve sakinledi. 2 saat anlattım: "Anneler bazen çocuklarına kızabilir" dedim.
Sonra yine başladı "gel benimle oyna" ve "gazete okumanı istemiyorum" durumları. Oturdum yine anlattım: "Anneler babalar istedikleri zaman istediklerini yaparlar. Çocuklar da yapar. Herkes birbirine saygılı olmalı" dedim. Biraz fark etti sanki. Kısa süreli de olsa izin verdi bana. Boğuluyorum bu ara. Yuva ile konuştum normal olduğunu söylediler, orada sürekli aktivite halinde olduğu için evde de aynı şeyi bekliyormuş. Ama olmaz ki ben gazete okuyabilme özgürlüğümü geri istiyorum.

18 Ocak 2009 Pazar

Uzay muhabbeti, karadut şerbeti

Bugün Kadıköy'e gittik. Alkım Kitapevi, Çiya, Tansaş'tı rotamız. Kitapçıdan yukardaki kitabı aldık; Tübitak Erken Çocuk Kitaplığı'ndan "Ayda". Bizimki bu aralar merak sardı uzaya, aya, yıldızlara. Harika bir kitap yine Tübitak'tan. Birkaç defa okunduktan sonra;
-Anne ben uzaya gitmek istiyorum.
-Tamam Doğa ama astronot olman gerek.
-Astronot kıyafetim yok ki benim ama.
-Astronot kıyafeti öyle her yerden alınmaz.
-Babam da gelsin benimle uzaya.
-Uzaya gidince ne yapacaksın?
-Mars'ı görücemm. Hadi baba uzaya gidelim.
!!!!
Bütün gece bu uzay muhabbeti uzadı da uzadı. En sonunda Serdar hayali bir oyun uydurdu. Bunlar ikisi rokete binip uzaya gittiler. Uzaydan taş (legolar) topladılar bana getirdiler. Şimdi rüyasında astronot olduğunu görüyordur büyük ihtimal:))
Bu haftasonları hiç bitmese. Bu ikisi sürekli oynasalar böyle... benim de vücudum, kafam dinlense...
Çiya'daki yemeklerden hiç hoşlanmadı. Otlu bulgur pilavını bile sevmedi. Biraz ezogelin çorba ve karadut şerbeti içti bolca. "Çok lezzetliymiş bu mor meyve suyu" diye diye 3 küçük bardağı götürdü.

15 Ocak 2009 Perşembe

Cem&Doğa

2 minik tanıştı bugün. Pek bir komikti halleri. Doğa'nın bitmek bilmeyen çenesi, Cem'in cool tavırları... Film gibi izledik hallerini Yasemin'le.
Benim aklımda Doğa'dan kalan en komik ayrıntılar;
*Charlie&Lola izlerken Cem'e durup dururken: "seni seviyorum" !!
*Eve girdiğinde salondaki çiçekleri görüp gibi Cem'e: "aaa senin bitkilerin mi var?" :))
*Gayet büyük bir ciddiyetle dergisini okuyan Cem'e: "hadi oynayalım biraz ne dersin?
Ayrıca Cem'in kapkekleri de nefisti! Hepimiz oldukça fazla yedik:)
Fotoğraf makinemin hafıza kartını bilgisayarımda unuttuğumdan çekemedim foto. Yasemin koyar belki birkaç kare.
Ne kadar da yakın oturuyormuşuz ve hep aynı yerlerde gezip duruyormuşuz birbirimizden habersiz. Evren karşılaşması gerekenleri karşılaştırıyor bir şekilde bir yerlerde.
Çok sevdik biz Doğa ile yeni dostlarımızı. "Güneş açsın parka gidicez dimi anne Cemlerle" diyerek uyuduk bu gece.

11 Ocak 2009 Pazar

Kemanla buluşma


İşte tarihe geçecek bir gündü. Onur, yani dayısı, Doğa'ya oyuncak keman almış. Ama oyuncak olduğuna inanmazsınız görseniz, sesi bile gerçeğe yakın. Aylardır başımızın etini yiyor "keman alın bana" diye. İşte kemanla ilk buluşma anı ve çalma çabaları. O kadar komik ki ben dudaklarımı büzüştürerek bakıyorum, hevesi kırılmasın diye gülemiyorum da. Film gibi resmen. Bir de "ben çalıyım sen kalk dans et anne" demeler başladı.
Hey gidi günler... Onur büyümüş... kızıma keman almış... hep birlikte büyüyoruz şimdi yine ne güzel

9 Ocak 2009 Cuma

Evde tiyatro

Saat 20.00'a geliyor. Odasında boyama yapıyorlar. "Dur bi saate bakıp geliyorum" der anne. Sessizce mutfağa gider. Antibiyotiğin kapağını açar. İçerden bir ses:
"İlacımı mı getiriyosunnnn? Hımmm bayılırım ben şurubuma" !!!!!!!!!!
Anne şokta!
Kaşığı görür ve başlar mırıldanmaya. 10 dakikaya yakın ikna sürecinden sonra çenesi tutup içirilir şurubu.
"Tadı kötü" diye ağlar ağlar.
Anne mutfağa gelir. O ağlamaya devam odasında.
2 dk. sonra pıtır pıtır gelir arkasından. Halen ağlıyor.
Annenin aklına şöyle bir yöntem gelir en son;
"Aaa bak ben de ilacımı unutmuşum. Hıh bir bardak su koymuştum kendime, bir güzel içiyim. Ayyy tadı çok kötüymüş. Böyyyyyyyyyyk. Üfff ne kötü tadı var pöhhh. Ama ne yapalım doktor vermiş bana içmek zorundayım dimi ama?"
Şaşkınlıkla karışık bakar, durur ve gülmeye başlar cüce. Yatana kadar "Pöh ne kadar kötüymüş bu ilacın tadı ama içmek zorundayız dimi anne" diye söylenir durur.
Anne bir defa daha anlar ki hep oyun hep tiyatroya devam... yılmadan, sabırla devam...
Yarın doktor kontrolü var. Bir de orada önemli bir rolü var annenin.

3 Ocak 2009 Cumartesi

2009 itibariyle Doğa'dan...

* Ne zaman "hadi müzik dinleyelim" desem, "aaaa hadi gülen kadın cd'sini koyalım" diyor. Yani Amelie Soundtrack demek istiyor!
*"Dans cd'si istiyorum" dediğinde anla ki nefes cd'sinin ilk şarkısını yani Breath isimli şarkıyı istiyor. Kundalini yapılan şarkı!
*"Hadi meditasyon oyunu oynayalım" dediğimde zıplayıp dans etmeye başlıyor. Bütün hayatı neredeyse dans ve zıplamak. Kendinden geçiyor resmen.
*"Dur şimdi makarnaları süzmemiz gerek" dediğimde hemen çekmeceden bir çay süzgeci alıp, "ben de kendi süzgecimle süzecem" diyor.
*Kırmızı lahanaya Mor Yarasa diyor. Ne dersen de mor yani! Neden kırmızı lahana diyormuşuz biz yanlış söylüyormuşuz. Yarasa kısmı ise bir muamma:)
*Oyuncak telefonunu teleskop yapıp tuvaletini yaparken jüpiter ve marsı gördüğünü iddia ediyor.
*Bize su getiren çocuğa geçen gün "ben seni çok seviyorum abi" dedi. Yediği bademlerden uzattı verdi bir de.
*Ne zaman kızacağım birşey yapsa o an bana bakıp sırıtarak "çok komiğim dimi anne" diyor.
* Her türlü neden sorusunun yanıtı aynı. Örneğin, "Doğa neden bitirmedin yemeğini?"
-"Ondan diye"
ya da "Neden atıyorsun oyuncaklarını öyle?
-"Ondan diye"
*Ne zaman hasta olsam ya da bir yerim acısa, ağrısa, "merak etme öperim geçer" diyor ve ayağım da olsa gelip öpüyor:)
Sevmenin ötesi bir duygu bu, her anne yaşar; hani içine sokasın gelir ya tekrar.
Nasıl tanımlamalı bilmem ki... Kelimelerin yetmediği bir yer ya da ben ifade edemiyorum yazımla... Ne yazsam sığı kalacak sanki...

26 Aralık 2008 Cuma

Bugün

Bugün o kadar çok yazacak şey var ki nereden başlasam bilemedim. En iyisi yukardaki fotoğraftan bahsetmek biraz. Bu fotoğraftaki muhteşem güller dün akşama doğru geldi. Hayır sakın "bak şu görgüsüze çiçeğin resmini çekmiş sayfasına koymuş" demeyin çünkü anlatacaklarım var size. Efendim biz evlenmeden önce bunlardan benim ofise yağardı. Abartmıyorum neredeyse her gün başka çiçek gelirdi. Bunun dışıda çilekli tartlardan tutun da çeşitli hayvancıklar, çikolatalar...neler neler. Çok sürprizcidir... Sevdiği kadını yere göğe koyamaz. Tam bir balık o, deli romantik, aşık olunca dağları delen cinsten yani. Ama gelin görün ki bizim bu sürpriz durumları evlendikten bir süre sonra da devam ettikten sonra azalarak kesildi:)) Bu fotoğraf gerçekten de 4 yıl öncesine götürdü beni. Bir defasında İsveç'e gitmiştim iş seyahatine. Otel odasına bir girdim masada güller!... Eve gelen boyum kadar bir pembe panter.... Ofise gelen bir çilekli tart ve içinde şöyle bir not: "Dayanamadım bir dilimini yedim"... Bunları ilk defa yazıyorum, hiçbir yere not etmemiş olduğumu fark ettim. Sanırım evlendikten hemen sonra hamile kalmamdan olsa gerek:)) Hayır işin kötüsü alıştım ben bu sürprizlere, hep istiyorum hep! Arada kesinti olmasın lütfen... İlgili kişiye duyurulur...!!!

Bu fotoğraftaki kişi ise iyileşti ve bugün yuvaya gitti koşa koşa. Her gün böyle sevinçle gitmiyor tabiii ama bugün yılbaşı partisi vardı okulunda. Bizimki de melek oldu. Parti biteli çok oldu, okuldan aldım eve geldik ama halen bu şekilde oturmakta evde, kelebek kanatları ile durmakta.

Bugünle ilgili bir de diyalog var kayıtlara geçilesi var ama o da Anatema'da.

24 Aralık 2008 Çarşamba

Hasta kuzuyla evde 4.gün

Ağacımızı farklı amaçlarla kullandık. Oyuncakları üstüne bir yerlere sakladık, astık.

Biriktirdiğimiz taşlarımızı boyadık. Büyük taşlar Antalya'dan, balayımızda toplamıştım deniz kenarında. Küçük taşlarda Doğa'nın sokaklardan toplayıp getirdikleri.
Kullanılmayan kedi maması takviminden kedileri kestik, yapıştırdık, boyadık, resimler çizdik. Alüminyum folyo da Doğa'nın fikriydi.
Bunların dışında suluboya, parmak boyası, tabiki aralarda dvd, birlikte yemek pişirmek, mercimek ve pirinçlerle ayrıştırma oyunu...vs. diğer aktiviteleri saymıyorum bile.
İmdatttttttt yaratamıyorum artık bir aktivite!!
Ateşi dün gece düştü ve bir daha çıkmadı.
Neyse ki dans etti bugün sonunda, sanırım iyileşiyor:))

22 Aralık 2008 Pazartesi

Kuzum hasta

Cuma gecesi Serdar : "Doyamıyorum ben bu pisimize alalım yanımızda yatsın bu gece öyle sarılalım sıkı sıkı"
-Saçmalama iptal de iptal
-Ne iptali birlikte yatmak istiyorum kızımla keşke gelse şimdi hep birlikte yatsak
-Nereden çıktı şimdi bu? Ne güzel uyuyor çocuk kendi yatağında bırak dokunma.

Ertesi gün sabaha karşı Doğa ateşlendi ve 2 gecedir yanımızda yatıyor. Halen ateşi düşmedi. Bugün gündüz 3 saat salondaki kanepede uyudu. Hiç olabilecek birşey değil gündüz uykusu bizim için. Badem, ceviz bile yemiyor. Daha doğrusu hiçbirşey yemiyor. Bütün gün cornflakes ve süt sadece. Uyuturken "Kaşı ve de sev beni anne" dedi. Ahhhh cümle içindeki bu "ve de"ler beni öldürecekkkk.
Bütün gece seviyorum, kokluyorum yanımda ya...

3 Aralık 2008 Çarşamba

Deniz kokulu özgürlük

Fenerbahçe parkı burası. Doğa'yı yuvaya bırakıp 3 saat boyunca buralarda takılıyorum. Tam alışana kadar kolay ulaşılabilir yerlerde olmam gerek. 1-2 haftaya istediğim gibi uzaklaşabilirim fakat buradan nasıl uzaklaşmak ister ki insan baksanıza... Biraz yürüyüş, çiçek, böcek derken geçiveriyor zaman. Kimseler olmuyor sabahları; sadece deniz kokusu, rüzgar ve ben...

Bu cimcimeler de yürüşüm boyunca bana arkadaşlık ettiler, bir de poz verdiler üstelik.

Bu fotoğrafı Kalamış Yat Limanı'nda çektim. Tam çekerken elinde telsizle bir görevli geldi yanıma ve aynen şöyle dedi: "Abla kuşları çekiyorsun biliyorum ama burada izinsiz foto ve video çekmek yasak" !!! Neden diye bile soramadım adama, şaşkın bir gülümseme aldı beni o an.

Bu da okul sonrası enerjisi halen tükememiş bir yer cücesi. Tabiki yuvanın bahçesinde oynamaktan da geri kalmak istemiyor kendisi. Fakat şu bi gerçek ki deniz kokusundan da daha enfes kokuyor bu cüce.

24 Kasım 2008 Pazartesi

İlk kuaför maceramız

Bugüne kadar hep anneannesi kesti saçlarını. İlk defa kuaföre gitmeyi kabul etti.
Aslında planlı olmadı. Yürüyüş yaparken kuaförün camındaki balonları gördü ve içeri girmek istedi. "Orası çocuk kuaförü saçını kestirelim mi?"dedim. "Aaaa tabiki" dedi. Bu "tabiki" kelimesi de "ve de" gibi sıkça kullandığı meşhur kelimelerinden. Mum gibi durdu saçı kesilirken. Ben şok tabii.
Tüy gibi saçlarını düzelttirdik, 2 parmak kestirdik. Kahkül istedim ama kuaför önermedi çünkü kız çocuklarında özellikle alında tüylenme yapıyormuş. 15 yaşına kadar kahkül önermiyorlarmış. Bunu da hayatımda ilk defa duydum. Oysa ki biz hep kahkül kesiyorduk annemle Doğa'ya:) Pek de yakışıyordu zilliye.
Bu da 2 tüy saçıyla kalmış hali:) Çok beğendi kendini kuzucuk.

21 Kasım 2008 Cuma

İnsan değilim

Banyo sonrası giydirebilmek için bunlarla oyalanıyor. Yoksa giydirilmesi neredeyse imkansız.
Evden dışarı çıkarken ille de yüzüklerimi, küpemi takacağım diye tutturuyor. Birini takıyor beğenmiyor sonra öbürünü deniyor.

Ayakkabı giymez, palto giymez, yemek yemek istemez, gündüz uyumak istemez. 2-3 yaş arası çocuğu olan annelerin kesin bir psikolojik destek almaları gerektiğini savunuyorum artık ya da çok ciddi, düzeli bir şekilde meditasyon, yoga yapmalılar. Yok başka türlü sabırlı olmak mümkün değil.
Herşey üstüste geldi ve bağırdım bugün, gerçekten çok sinirlendim artık. O sinirle şöyle dedim: "Bir insan bu kadar üzülmez ki ben de insanım"
Bu kokoş insandan gelen cevaba bakın siz: "Sen insan değilsin annesin ama"
Bir yumru saplandı boğazıma gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum.
Şu an tek hayalim; bir dağın tepesine çıksam ve orda öylecene dursam, sadece dursam ve havayı koklasam, içime çeksem, nefes alsam.




20 Kasım 2008 Perşembe

Çok yorgunum

Doğayı yuvaya götürdüm bu sabah. 12'ye kadar bekledim, o beni görmedi. Daha yeni alışıyor ama iyi gidiyor bakalım şimdilik. Bugün öğle yemeğini de orada yedi. Eve geldik, çamaşır yıkadım, brlikte astık. Artık çoraplarını ve kendi küçük donlarını asıp mandal takabiliyor:)Barbunya ayıkladık, pişirdim. Köfte yaparken, o suyla oynadı.
Güçlü kadın annem işine döndü, iyileşti ve akşamüzeri çaya geldi bana. Doğa'nın deyimiyle "çay partisi" yaptık. Simit ve acıbadem kurabiyesi yedik.
Annem gidince Doğa'ya yemeğini yedirdim, banyosunu yaptırdım. Tam yatacakken Serdar geldi. Acil bir kitap okuma seansı sonrası prenses uyudu. Biz ise o uyuduğundan beri salondaki masada karşılıklı bilgisayarlarda çalışmaktayız. Fonda Nora Jones çalıyor ve artık gözlerim kapanmak üzere.
Bugünden aklımda kalanlar ise;
sevgi ve olumlu düşünce herşeyi bambaşka bir şekle dönüştürüyor.
Doğa benim aynam, ben de onun aynası.
Doğa'dan alacağım en büyük dersim ise, sabır ve sorumluluk